Türk Hukukunda Cezai Şart, Cezai Şartta İndirim ve Pratik Anlayışlar 16 Mayıs 2025
Borçlar hukukunun temel kavramlarından biri olan "cezai şart", borçlunun edimini gereği gibi ifa etmemesi hâlinde, alacaklıya sağlanan önemli bir teminat işlevi görmektedir. Sözleşme serbestisi ilkesinin bir uzantısı olarak, taraflar borcun hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesi durumunda önceden belirlenmiş bir bedelin ödenmesini kararlaştırmak suretiyle hem ifayı teşvik etmekte hem de doğabilecek zararların ispat yükünü hafifletmektedir.
|
Türk Borçlar Kanunu'nda açıkça düzenlenen cezai şart kurumu, uygulamada sıkça başvurulan bir güvence aracı olmakla birlikte, hukuki niteliği, işlevi ve uygulanabilirliği bakımından çeşitli tartışmalara da konu olmaktadır. Bu çalışmada, cezai şartın hukuki niteliği ve geçerlilik koşulları ile birlikte, cezai şartta indirimin Türk hukukundaki yeri ve uygulamadaki yansımaları, doktrin görüşleri ve yargı içtihatları ışığında incelenecektir. |
|
II. Hukuki Çerçeve |
|
i. ITBK m. 179-182: Cezai Şartın Niteliği ve Fonksiyonu |
|
Alacaklı, sözleşmenin ihlali halinde borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumlarında cezai şart ile zararı ispat yükünden kurtulur ve önceden belirlenen cezai bedeli talep ederek doğrudan ve dolaylı zararlarını tazmin etme olanağı bulur. Bu hükümle, sözleşme borçlusu ifaya teşvik edilerek caydırıcı bir yaptırım oluşturulurken aynı zamanda sözleşmenin tazmin niteliği de sağlanır. TBK m. 182/II'ye göre cezai şart, asıl alacakla birlikte muaccel olur; asıl alacak düşerse cezai şart da talep edilemeyecektir. |
|
ii. Cezai Şartın Geçerlilik Şartları |
|
Cezai şartın geçerliliği hem genel sözleşme hükümlerine hem de cezai şarta özgü bazı özel koşullara bağlıdır. Türk Borçlar Kanunu'nda açıkça düzenlenen bu kurumun geçerli sayılabilmesi için, öncelikle geçerli bir asıl borç ilişkisinin bulunması, tarafların iradelerini bu yönde açıklamış olmaları ve bu irade beyanlarının kanuna, ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekmektedir. |
|
Cezai şartın geçerliliğine ilişkin ilk koşul, taraflar arasında bu konuda açık veya örtülü bir anlaşmanın varlığıdır. Zira cezai şart, kural olarak iradi bir hükümdür ve taraflarca kararlaştırılmadıkça kendiliğinden doğmaz. Bu çerçevede, cezai şartın yazılı olarak düzenlenmesi kanunen zorunlu olmasa da uygulamada ispat kolaylığı sağladığı için yazılı şekle başvurulması yaygın bir uygulamadır. |
|
İkinci olarak, cezai şartın bağlı olduğu asıl edimin geçerli olması gerekir. Geçersiz bir borç ilişkisine dayandırılan cezai şart da kural olarak geçersiz kabul edilir. Ancak, istisnai olarak, asıl borç ilişkisinden bağımsız nitelikte düzenlenen bazı cezai şartların, geçerli kabul edilebileceği yönünde görüşler mevcuttur. Özellikle bağımsız (müstakil) cezai şartların varlığı hâlinde, cezai şartın kendi başına geçerliliği ayrıca değerlendirilmelidir. |
|
Üçüncü olarak, cezai şartın konusunun hukuka, ahlâka ve kamu düzenine aykırı olmaması gerekir. Örneğin, kanuna aykırı bir fiilin işlenmemesi karşılığında cezai şart öngörülmesi, hukuk düzenince geçersiz sayılacaktır. |
|
III. Cezai Şartta İndirim |
|
Son olarak, cezai şartın taraflar arasında orantısız bir yük doğurmayacak şekilde makul sınırlar içinde kalması gerekir. Aksi takdirde, cezai şart hükümleri borçlu aleyhine ağır sonuçlar doğurabilir ve bu durumda sözleşme serbestisi ile borçlunun korunması arasındaki dengeyi sağlamak amacıyla hâkimin indirim yetkisi devreye girer. |
|
i. TBK m. 182 ile Düzenlenen İndirim Yetkisi |
|
Cezai şartın indirilmesine ilişkin emredici kural TBK m. 182/f.3'te "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." şeklinde yer almaktadır. |
|
Taraflar, cezai şart edimini sözleşme özgürlüğü sınırları içinde serbestçe belirleyebilir. Genellikle belirli veya belirlenebilir bir para ödemesi şeklinde kararlaştırılan cezai şart, öncelikle TBK m. 278 uyarınca edim ve miktar açısından denetime tabidir. Ancak, cezai şart miktarı sözleşme serbestîsinin sınırlarını aşarsa, kanun koyucu tarafından doğrudan sınırlandırılabilir. Taksitle satım sözleşmelerinde azami cezai şart sınırı emredici olarak belirlenmiş olup, bu sınırı aşan cezai şartlar yasal sınıra indirilir. |
|
Kanun koyucu, aşırı cezai şartla güçlü tarafın zayıf tarafı istismar etmesini önlemek ve malvarlıkları arasında adil denge sağlamak için hâkime cezai şartı indirme yetkisi vermiştir. Aşırı cezai şart, borçlunun sömürülmesine ve malvarlığı dengesinin bozulmasına yol açabilir. Hâkim, aşırı cezai şartı batıl saymaz, emredici kanun hükmünden kaynaklanan yetkisi ile bedeli uygun bir miktara indirir. Hâkim, cezai şartı tamamen kaldıramaz veya edimin niteliğini değiştiremez; ancak bölünmez nitelikte bir edimin indirilmesi gerektiğinde, cezayı para miktarına çevirebilir. |
|
ii. TTK m. 22 kapsamında Cezai Şart Bedelinde İndirim Yetkisinin İstisnası |
|
TTK m. 22, tacirin cezai şartın indirilmesini talep edemeyeceğini açıkça düzenler ve hâkime cezai şartı indirme yetkisi veren TBK m. 182/f.3 hükmüne istisna oluşturur. Bu hüküm, tacir veya tacir gibi sorumlu tutulan borçluların, aşırı cezai şartın indirilmesi için mahkemeye başvuramayacağını belirtir. Böylece, taraflarca kararlaştırılan cezai şart miktarı, tacir borçlu açısından TBK m. 182/f.3'ün sağladığı indirim imkanından yararlanamaz. |
|
TTK m. 22, cezai şartın tacirin ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına dair bir sınırlama getirmez. Ancak, doktrin ve uygulamada, borcun tacirin ticari işletmesiyle bağlantılı olması gerektiği görüşü hakimdir. Bu koşul, hükmün amacına uygun bir yorum olarak kabul edilir ve tacir sıfatına sahip borçluların cezai şart indirimi taleplerini sınırlandırır. |
|
iii. Yargıtay'ın Cezai Şartta İndirime İlişkin Yaklaşımı |
|
Uygulamada Yargıtay, borçlu tacir tarafından taahhüt edilen cezai şartın, ekonomik özgürlüğü yok edip etmeyeceği, ekonomik geleceği tehlikeye düşürüp düşürmeyeceği, ahlak ve adaba aykırı bulunup bulunmayacağı gibi hususların değerlendirilmesi gerektiği yönünde kararlar vermektedir. Yargıtay, cezai şart hükümlerinin tacirler arasında daha esnek şartlar altında değerlendirileceğini, ancak fahiş nitelikte cezai şart belirlenen durumlarda hâkimin müdahale edebileceğini vurgulamaktadır. Özellikle şu ölçütler önem arz eder: |
|
|
iv. Cezai Şarta İlişkin Sözleşmeye Eklenebilecek Koruyucu Hükümler |
|
|
|
|
v. Sonuç ve Değerlendirme |
|
Türk hukukunda cezai şart, tarafların sözleşme serbestisi çerçevesinde özgürce kararlaştırabileceği bir husus olmakla birlikte; TBK, TTK ve hükümleriyle belirli sınırlar dahilinde şekillenmektedir. Özellikle son yıllarda Yargıtay, sözleşmenin taraflarının tacir olması durumunda dahi cezai şart hükümlerine makuliyet denetimi uygulamaktadır. Burada öne çıkan temel kıstaslar, cezai şartın tarafın ekonomik bütünlüğünü tehdit edecek derecede aşırı olup olmadığı, tarafların pazarlık sürecinde serbest iradeyle mi hareket ettikleri ve cezai şartın sözleşmenin genel dengesine uyumlu olup olmadığıdır. |
|
Özellikle ticari sözleşmelerde cezai şartın geçerliliği fahişlik, ekonomik yıkım ve taraf iradelerinin dengesine göre değerlendirilmektedir. Bu bakımdan, sözleşme hazırlık sürecinde cezai şartların toplam sözleşme bedeli, sözleşmeden tarafların beklediği fayda ile orantılı belirlenmesi, tavan sınırların açıkça yazılması ve taraflar arasında gerçek bir pazarlık süreci yürütüldüğünün sözleşme belgeleriyle ortaya konulması uygulamada tenkis riskini azaltmaktadır. |
|
Uyuşmazlıkların çözümü sürecinde ise, cezai şartın tenkisine yönelik savunmalar yapılırken mahkemeye sunulan belgelerin niteliği belirleyici olmaktadır. Bu kapsamda, taraflar arasındaki pazarlık süreci belgeleri, ekonomik veriler (bilançolar, finansal tablolar), ticari dengeyi bozan nedenler ve tarafların işlem hacmi gibi unsurlar dikkate alınarak savunma yapılmalıdır. Özellikle, cezai şartın tacir taraf için ekonomik mahva yol açacağına ilişkin iddialar somut ekonomik verilerle desteklenmelidir. |
|
Sonuç olarak, cezai şart hükümleri günümüzde sözleşme pratiğinde halen etkili bir güvence aracı olmaya devam etmektedir. Ancak hazırlık ve uygulama sürecinde gereken özen gösterilmediğinde, taraflar için ciddi tenkis riskleri ve ihtilaflar ortaya çıkmaktadır. Güncel Yargıtay kararları ışığında, sözleşme hazırlayıcılarına düşen görev, cezai şartları yalnızca caydırıcı değil, aynı zamanda ekonomik denge ve taraf iradelerini yansıtan bir anlayışla kaleme almaktır. Böylece, cezai şart hükümleri, taraflar arasındaki hukuki güvenlik ortamını güçlendirirken, doğması muhtemel uyuşmazlıkların da önünü kesecektir. |
|
In conclusion, penalty clauses continue to be an effective security instrument in contract practice today. However, when due diligence is not exercised in the preparation and implementation process, serious risks and disputes arise for the parties. In light of the recent Court of Cassation decisions, the duty of contract drafters is to draft penalty clauses in a manner that is not only deterrent, but also reflects the economic balance and the will of the parties. Thus, penalty clauses will strengthen the legal security environment between the parties and prevent possible disputes. |
||
|
_____________________________ 2 Tekinay/ Sermet Akman/ Haluk Burcuoğlu/ Atilla Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1993, s. 341 vd. 3 M. Kemal Oğuzman / Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.II, 11. Bası, İstanbul, Vedat Yayıncılık, 2014, s. 536; Bkz. IV. Bölüm, C, 2. 4 Tacir tanımından, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 12 uyarınca bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten gerçek veya tüzel kişinin anlaşılması gerekir. Tacir sıfatı, ticari işletme kavramına dayanır ve gerçek kişilerde bu işletmenin kendi adına işletilmesi şarttır; ancak, TTK m. 12/f.2'deki özel durumlar dışında ticaret siciline kaydolma, bu sıfatın kazanılması için zorunlu değildir. Tüzel kişilerde ise ticaret şirketleri doğrudan, dernekler ticari işletme işlettiklerinde, kamu tüzel kişileri ise belirli şartlarla tacir sayılır (TTK m. 16). Tacirler, faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlü olup (TTK m. 22), aşırı cezai şartın indirilmesi gibi himaye hükümlerinden yararlanamazlar. Tacir sıfatı, cezai şart taahhüdünün kararlaştırıldığı anda belirlenir ve iyi niyetli üçüncü kişilere karşı sorumluluk doğurur. Bu çerçevede, tacir kavramının, ticari işletme faaliyetine dayalı bir sıfat olarak anlaşılmalıdır. English: Pursuant to Article 12 of the Turkish Commercial Code (TCC), a merchant is a natural or legal person who operates a commercial enterprise, even partially, on its own behalf. The title of merchant is based on the concept of commercial enterprise, and in the case of natural persons, this enterprise must be operated on their own behalf; however, registration with the trade registry is not mandatory for the acquisition of this title, except for the special circumstances under Article 12/f.2 of the TCC. As for legal entities, commercial companies are deemed merchants directly, associations are deemed merchants when they operate commercial enterprises, and public legal entities are deemed merchants under certain conditions (Art. 16 TCC). Merchants are obliged to act as a prudent businessman in their activities (Art. 22 TCC), and cannot benefit from protection provisions such as the reduction of excessive penal clauses. The merchant status is determined at the time of the penal clause commitment and gives rise to liability against bona fide third parties. In this framework, the concept of merchant should be understood as a title based on commercial enterprise activity. 5 Yarg. 11. HD., 10.03.1997 T., 1997/1132 E., 1997/1439 K. sayılı kararı. "...Gerek Borçlar Kanunu'nda gerekse Ticaret Kanunu'nda sözleşme serbestîsi ilkesi benimsenmiştir. Tarafların, cezai şartı diledikleri şekilde tespit etmeleri mümkündür. Ticaret Kanunu'nun 24. Maddesi, tacir sıfatı bulunan borçlunun taraflarca tayin edilen ücret ve cezanın fahiş olduğunu ileri sürerek indirim talep edemeyeceğini hükme bağlamıştır. Ancak bu ceza tacirin ekonomik olarak yıkımına neden olacak bir miktar da ise bu halde cezai şart Borçlar Kanunu'nun 19 ve 20. Maddeleri hükümleri gözetilerek ahlak ve adaba aykırılık nedeniyle indirime tabi tutulabilir. O halde, tarafların tacir oldukları, cezai şartın tahsili halinde davalının ekonomik açıdan yıkıma uğrayacağı yönünde bir savunma bulunmadığı dikkate alınmadan ve hiçbir gerekçe gösterilmeden yazılı şekilde re'sen cezai şartın tenkisine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir..." gerekçeleriyle tacir sıfatını haiz davalının cezai şartın ekonomik açıdan yıkımına neden olacağı yönünde bir savunmasının olmadığını belirterek mahkeme tarafından yapılan re'sen indirimi yerinde görmeyerek bozma kararı vermiştir. Aynı doğrultuda Yarg. 6. HD., 18.12.2024 T., 2023/2637 E., 2024/4977 K. Sayılı kararı ''...Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı ve tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmak suretiyle hükmolunacak cezanın davacının ekonomik olarak mahvına sebep olup olmadığını belirlemek, mahvına sebep olacak olması halinde makul oranda indirim yapmak suretiyle cezaya hükmederek oluşacak sonuç dairesinde karar vermekten ibaret olup, bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.'' Gerekçeleri ile tacir sıfatına haiz davacının cezai şartın ödenmesi halinde ekonomik olarak yıkımına sebep olup olmayacağı incelenmeden verilen kararın bozulmasına karar verilmiştir. English: According to Court of Cassation 11th Civil Chamber decision dated 10.03.1997, docket number 1997/1132 and 2021/6899, and merit number 1997/1439 it was decided that the title of merchant, did not have a defense that the penalty clause would cause economic destruction. Therefore the Court of Cassation did not find the ex officio reduction made by the court appropriate and made a decision of overturning. "...Both the Code of Obligations and the Commercial Code adopt the principle of freedom of contract. It is possible for the parties to determine the penal clause as they wish. Article 24 of the Commercial Code stipulates that the debtor, who has the title of merchant, cannot request a reduction by claiming that the fee and penalty determined by the parties are excessive. However, if this penalty is in an amount that will cause the economic destruction of the merchant, then the penal clause may be subject to reduction due to breach of morality and decency, taking into account the provisions of Articles 19 and 20 of the Code of Obligations. In that case, without taking into account that the parties are merchants, that there is no defense that the defendant will be economically ruined in case of collection of the penalty clause and without any justification, it was not deemed correct to decide to reduce the penalty clause ex officio in writing, and the judgment had to be annulled.." In the same direction Court of Cassation 6th Civil Chamber decision dated 18.12.2024, and numbered 2023/2637 (docket) 2024/4977 (merit) it was decided to overturn the decision rendered without examining whether the plaintiff, who has the title of merchant, will be economically ruined if the penalty clause is paid. "..In this case, the work to be done by the court consists of determining whether the penalty to be imposed by having an expert examination on the scope of the file and the commercial books of the parties, determining whether the penalty to be imposed will cause the plaintiff's economic ruin, and if it will cause the plaintiff's economic ruin, to decide on the result to be formed by imposing a penalty by making a reasonable discount, and it was not correct to make a written decision without considering these issues, and it was deemed appropriate to revoke the decision.'' 6 Yarg. 3.HD.,13.12.2021T., 2021/6899E., 2021/12850 K.,''...Tacirler bakımından kararlaştırılan ceza tutarı borçlunun iktisaden arsılmasına, çöküntüye uğramasını mucip olacak ise kaldırma veya indirim isteyebileceği Yargıtay HGK'nın 2014/19-743 E. 2016/437 K., Dairemizin 2019/6040 E. 2020/2033 K. ve 2017/15056 E. 2017/17040 K. sayılı kararları ile istikrarlı olarak kabul edilmektedir. Taraflar tacir olmakla ticaret hukukunda cezaî şart, miktarı yönünden sadece, Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesindeki "ahlâka aykırılık" kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. Buna göre; cezai şart miktarı tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman böyle bir cezaî şartı ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür...'' English: Court of Cassation, 3rd Civil Chamber, Decision dated 13.12.2021, File No: 2021/6899, Decision No: 2021/12850:"It has been consistently accepted by the Court of Cassation General Assembly (Case No: 2014/19-743, Decision No: 2016/437) and by our Chamber (Case No: 2019/6040, Decision No: 2020/2033 and Case No: 2017/15056, Decision No: 2017/17040) that, in commercial transactions, where the amount of the agreed penal clause is of such magnitude that it would cause the debtor's severe financial distress or lead to their economic collapse, the debtor may request a reduction or cancellation of the penalty. Since both parties are merchants, the enforceability of a penal clause in commercial law is limited solely by the concept of 'immorality' as defined in Article 27 of the Turkish Code of Obligations. Accordingly, if the amount of the penal clause is so excessive and disproportionate that it would result in the merchant's financial ruin and prevent them from continuing their commercial activities as before, such a penal clause may be deemed contrary to morality and public order, and thus may be annulled partially or entirely. 7 Kenan Tunçomağ, Türk Hukukunda Cezai Şart, İstanbul, Baha Matbaası, 1963, s. 146; Cevdet İlhan Günay, Cezai Şart, Ankara, 2002, s.182; Köksal Kocaağa, Türk Özel Hukukunda Cezai Şart, Ankara, Yetkin Yayınları, 2003, s. 231. 8 Hilal Gülseven, Türk Hukukunda Cezai Şartın İndirilmesi, İstanbul Üniversitesi, 2015, s. 103 |
||
Diğer Haberler
-
28.11.2025
Hamiline Yazılı Pay Senetlerinin Merkezi Kayıt Kuruluşuna Bildirim Süreci Ve Yaptırımları
1. Hamiline Yazılı Pay Senetlerin Basımı ve Bildirimi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ("Kanun") 484. maddesi uyarınca anonim şirketlerde iki tür pay senedi bulunmaktadır: nama yazılı ve hamiline yazılı pay senetleri. Nama yazılı pay senetlerinde devir işlemi teslim ile gerçekleşirken, hamiline yazılı pay senetlerinin devri için Hamiline Yazılı Pay Senetlerinin Merkezi Kayıt Kuruluşuna Bildirilmesi ve Kayıt Altına Alınması Hakkında Tebliğ ("Tebliğ") uyarınca bazı şartlar getirilmiştir. Tebliğ kapsamında hamiline yazılı payların Merkezi Kayıt Kuruluşu ("MKK") kaydının tamamlanması, yönetim kurulu kararının alınması ve bu kararın ilgili sicil müdürlüğünde tescil ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan ettirilmesi gerekmektedir.
-
20.11.2025
Birleşme ve Devralma İşlemlerinde Niyet Mektubu Süreci
Birleşme ve devralma ("M&A") işlemleri, hem hukuki hem ticari açıdan çok aşamalı süreçlerdir. Bu süreçte, sözleşme aşamasına geçilmeden önce sözleşme tarafları, işlem iradelerini belirlemek, ticari beklentilerini paylaşmak ve hukuki çerçeveyi oluşturmak için bir hazırlık sürecine girerler. Bu hazırlık süreci, tarafların işlem yapısına ilişkin temel ilkeleri tartıştığı, müzakere stratejilerini belirlediği ve işlem risklerini değerlendirdiği ilk aşamayı oluşturur.
-
14.11.2025
Gerekçeli Karar Hakkının İhlaline Dair Yeni Aym Kararı Resmi Gazete'de Yayınlandı
1. GİRİŞ Gerekçe, yargı kararlarında meselenin, sonuçta gösterilen şekilde çözülmesinin nedenini ve niçinini gösteren kısımdır ve hüküm vermenin bir uzantısıdır.1 Gerekçenin içeriğinin tatmin edici ve tutarlı olması, hukukî dinlenilme hakkının ve adil yargılanma hakkının sağlanması açısından mühimdir. Gerekçeli karar, mahkemenin tarafsızlığını ortaya koymakla; gerçekten, dosya içeriğine, akla ve hukuka uygun düşen bir gerekçe sayesinde taraflar davayı hangi maddî ve hukukî sebeplerden ötürü kaybettiklerini veya kazandıklarını öğrenme ve tatmin olma şansına sahip olacaklardır.
-
7.11.2025
Kapsam Dışı Personel Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararı
22.09.2025 Tarihli Resmi Gazete 'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi Kararında;
-
24.10.2025
Asıl ve Alt İşverenin Arabuluculuğa Birlikte Katılma Zorunluluğu Anayasa Mahkemesi Kararı ile Kaldırıldı
Çalışma hayatında iş ilişkilerinin sona ermesi sonrasında işçinin işe iade talebiyle başvurabileceği arabuluculuk sürecine ilişkin önemli bir Anayasa Mahkemesi kararı yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin (15) numaralı fıkrasında yer alan, "Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu hâllerde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması gerekir" hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğuna karar vermiştir. Söz konusu karar, 17 Ekim 2025 tarihli ve 33050 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
-
23.10.2025
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanına Döviz Ve Para Hareketlerini Sınırlama Yetkisi Veren Kanun Hükmünü İptal Etti!
15 Ekim 2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi ("Mahkeme")17 Haziran 2025 tarihli, E. 2024/193, K. 2025/136 sayılı kararıyla1 ("Karar") 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un ("Kanun") 1. maddesini ("Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım satımı ve kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin alım satımı, kıymetli madenlerin rafinajı ile tüm bu eşya ve kıymetlerin, ticari senetlerin ve tediyeyi temine yarayan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk Parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir.") iptal etmiştir.
-
21.10.2025
Borçlu Dışındaki Kişiye Ait Malların Haczi ve Hukuki Hakların Korunmas
İcra takibi sürecinde borçlunun malvarlığına dahil olmayan üçüncü kişilere ait malların haczi, uygulamada sıkça karşılaşılan ve ciddi mağduriyetlere yol açan bir durumdur. Özellikle eşler arasında mal rejimi kaynaklı belirsizlikler ile birlikte mülkiyet ilişkileri, icra işlemlerinde mülkiyetin kime ait olduğunun doğru şekilde tespitini zorlaştırmaktadır. Bu kapsamda, borçlunun eşinin veya bir başka üçüncü kişinin malı üzerine haciz tatbik edilmesi halinde başvurulabilecek hukuki koruma yollarının en önemlisi istihkak iddiasıdır.
-
20.10.2025
Rekabet Hukuku Çerçevesinde Birleşme ve Devralmalar ve Bildirim Yükümlülüğü
Birleşme ve devralmalar (M&A), şirketlerin büyüme ve yeniden yapılanma stratejilerinin merkezinde yer almaktadır. Şirketlerin gerek ulusal, gerekse uluslararası ölçekte genişleme, pazar paylarını artırma yahut yeni pazarlara giriş yapma amacına hizmet eden bu işlemler, yalnızca ekonomik ve ticari sonuçlar doğurmakla kalmayıp, aynı zamanda ilgili pazardaki rekabet dinamiklerini doğrudan etkileyebilme potansiyeli taşımaktadır. Bu sebeple, birleşme ve devralma işlemleri, pazardaki rekabet yapısını etkileyebilir. Bu özelliğinden dolayı, M&A işlemleri stratejik fırsatlar yaratırken, rekabet düzeninin sürdürülebilirliği açısından da düzenleyici otoritelerin titizlikle değerlendirdiği alanlardan biridir.
-
17.10.2025
OSB Uygulama Yönetmeliğinde Önemli Değişiklik: Katılımcılara Ek Süre İmkânı
17 Ekim 2025 tarihli ve 33050 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği'ne Geçici Madde 13 eklenmiştir. Bu yeni düzenleme, yapı ruhsatı veya işyeri açma ve çalışma ruhsatı almamış OSB katılımcılarına belirli şartlar altında ek süre tanınmasına olanak sağlamaktadır.
-
15.10.2025
Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulma Yükümlülüğünde Güncel Durum
1. GİRİŞ 20 Eylül 2025 tarihli ve 33023 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “İşletmenin Muhasebesiyle İlgili Olmayan Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” ("Değişiklik Tebliği") ile, 14 Şubat 2025 tarihli ve 32813 sayılı “İşletmenin Muhasebesiyle İlgili Olmayan Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması Hakkında Tebliğ”e (“Tebliğ") önemli değişiklikler getirilmiştir.
-
25.9.2025
İşe İade Kararı Sonrası İşverenin Yapması Gereken Sgk İşlemleri
Kesinleşen işe iade kararını tebliğ alarak 10 iş günü içinde işe başlama iradesini işverene ileten işçiyi, İşveren işe başlatabileceği gibi işe başlatmayarak mahkeme kararında tespit edilen 4 aylık boşta geçen süre ücretinin yanı sıra işe başlatmama tazminatını da ödeyebilir. Görüldüğü üzere işverenin bu durumda iki seçimlik hakkı bulunmakla birlikte SGK nezdinde yapılacak işlemler her iki durumda da birbirinden farklıdır.
-
19.9.2025
Yargıtay İBK ile Rekabet Yasağına Aykırılık Davalarında Asliye Ticaret Mahkemelerinin Görevli Olduğuna Karar Verilmiştir
1. Giriş Rekabet etmeme borcu, işçinin işverene karşı olan sadakat borcunun bir türüdür. İşçi, iş sözleşmesinin devamı süresince işverenle rekabet etmemeyi sadakat borcu kapsamında üstlenmektedir. Bununla birlikte, Türk hukukunda iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmesini yasaklayan herhangi bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Fakat taraflar, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra işçinin işverene karşı rekabet etmemesini serbest iradeleri ile kararlaştırabilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 444-447. maddeleri arasında da işçi ile işveren arasında kurulabilecek rekabet yasağı sözleşmesine ilişkin düzenlemeler ve sınırlamalar yer almaktadır.
-
16.9.2025
Transfer Ücreti: Hukuki Niteliği ve Uygulamadaki Yeri
1. Giriş Transfer ücreti, İş Kanunu'nda doğrudan tanımlanmış bir kavram olmayıp, uygulamadaki çerçevesi ve hukuki niteliği büyük ölçüde Yargıtay kararları ile şekillenmiştir. Özellikle rekabetin yoğun ve uzman iş gücünün sınırlı olduğu sektörlerde gündeme gelen bu uygulama, işverenlerin çalışan politikaları bakımından dikkatle ele alınması gereken bir ödeme türüdür.
-
5.9.2025
İş Gücü Piyasalarında Rekabet: Kaçınılması Gereken İnsan Kaynakları Uygulamaları
Piyasaların sağlıklı işleyişini temin etmek, rekabeti engelleyen uygulamaları tespit etmek ve ihlallere yönelik yaptırımlar uygulamakla görevli olan Rekabet Kurumu ("Kurum"), 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ("Kanun") uyarınca girdi ve çıktı piyasaları arasında ayrım gözetmeksizin çalışmalar yürütmektedir. İş gücü piyasaları, son dönemde teşebbüslerin girdi piyasalarında rekabet ettikleri başlıca alanlardan biri olarak öne çıkmış ve çeşitli ek dinamiklerin de etkisiyle, Kurum'un artan ölçüde odaklandığı bir piyasa haline gelmiştir. 21 Kasım 2024 tarihinde Kurum tarafından kabul edilen İş Gücü Piyasalarındaki Rekabet İhlallerine Yönelik Kılavuz ("Kılavuz"), iş gücü piyasalarında rekabet ihlallerinin önlenmesine ilişkin önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. Bu bültende, Kılavuz ve Kurum bünyesinde görev yapan Rekabet Kurulu'nun ("Kurul") kararları ışığında (i) rekabet hukukunun işgücü piyasalarına uygulanmasıyla ilgili temel bilgi ve prensipler ve (ii) iş gücü piyasalarında rekabet ederken dikkat edilmesi gereken temel yasaklı uygulamalar ele alınacaktır.
-
29.8.2025
İşçinin Uzun Süre Boyunca Raporlu Olması İşverene İş Sözleşmesini Feshetme Hakkı Verir Mi?
İşçi-işveren ilişkilerinde, uzun süreli sağlık raporlarının iş sözleşmesinin akıbetini doğrudan etkilemesi hem çalışanlar hem de işverenler açısından kritik bir öneme sahiptir. Özellikle belirli bir süre boyunca devam eden kesintisiz rapor süreleri, İş Kanunu'nun 25/I-b bendinde, işverenin haklı ve derhal fesih imkanını ve işçiye sağlanacak hakları belirleyen özel bir düzenleme olarak mevzuatta yer almaktadır. Bu kapsamda, işverenin işçinin uzun süreli raporu sonrasında haklı nedenle fesih hakkını nasıl kullanabileceği ve bu sürecin yasal dayanakları ayrıntılı olarak incelenmelidir.